NecroSphere

A Week Full Of Chaos

Spreading, Gathering

14 Ağustos 1270 tarihinde ekip bir haftalık dağılma ve bilgi toplama sürecine girdi. Herkes farklı bölgelere gidip farklı araştırmalar yapacaktı.

Beron, ayrılık kararından sonraki gün bir Fey olduğunu öğrendikleri antika satıcısna gitti ve ondan sihirli bir kemer istedi. Karşılığında verdiği şey ise Grookh‘a ait anıları oldu. Sonrasında ise Lord Icemar’ın kayıp emanetleriyle ilgili esaslı bir bilgi edinmek istedi. Antikacı yine bir anlaşma karşılığında onun Pelor‘a olan bağlılığını aldı ve Beron’a, yalnızca kendisinin kullanabileceği sihirli bir küre verdi. Söylenenlere göre bu küre yalnızca Beron kullandığında çalışacaktı ve ona emanetlerin yerini gösterecekti. Beron hızlı bir şekilde bu anlaşmadan sonra Halogar’a gitme kararı aldı ve günlerini yaya olarak yolda geçirdi.

Aynı gün, druid Syndhil de antikacıyı ziyaret etti. Kısa bir zaman farkıyla cüce efendiyi kaçırmıştı. Lafı hiç uzatmadan antikacıyla bir anlaşma yaparak kızgınlığını büyük cine sundu ve karşılığında batı bölgesindeki boyut kapıları hakkında önemli bir kitap aldı. İşin tek üzücü kısmı, kitabın anlaşılmaz bir dilde yazılmış olduğu gerçeğiydi. Kitapla etrafta dolaşırken Torgar ve takipçilerinden dini kudrete erişmiş kişiler, kitabın yaymakta olduğu karanlık auranın verdiği tedirginlik ve rahatsız edici hissiyatla druidi süzüyorlardı. Druid ise şehirde fazla zaman kaybetmeden kendi ormanlarındaki elf efendilerin yanına gidip onlarla konuşmayı tercih etmişti.

Korucu ise erken vakitte kütüphaneye giderek batıda görüldüğünü duyduğu obeliskler ve Icemar’ın emanetleri hakkında araştırma yapmaya başlamıştı. Bu yüzden de arkadaşlarıyla ilgili durumları kaçırmıştı. Obelisklerle ilgili biraz bilgi edindikten sonra rotasyonunu hemen Yeenoghu’nun geldiği mağaranın yakınlarına doğru çevirdi. Eğer bir hareketlilik olursa şehre haber verecekti. Girişe vardığında, işler pek de beklediği gibi olmadı; gnoll ordusu yarım gün mesafe öteye kamp kurmuştu. Hemen şehre dönüp birliklere haber verdi ve 20 kişilik bir ekiple kampı basma girişiminde bulundular. Durumlar sanıldığı kadar iyi değildi. Bu sebeple korucu atını bir kez daha şehre sürerek büyük bir birlik istedi. Birlikle beraber batıya devam ettiler ve sürünün batıdaki Fraelgend şehrine kadar gitmiş olduğunu öğrendiler. Şehrin önüne konuşlanıp Lord Icemar’a haber ilettiler ve onun da büyük bir orduyla gelmesini beklemeye başladılar. Batı Taarruzu’nun ilk adımı başlayacaktı.

Bu sırada ruhban Jack ise Skaelgaard‘a gidip üstatlarıyla konuşmayı planlamaktaydı. Mind Flayer için taşıyıcı beden olan adamın kafasını kesmiş, Mystra’nın efsunlarından biriyle güzelce koruyarak yanında getirmişti. İlahi efsunlar eşiliğinde kafanın ait olduğu bedenin ruhu sorguya alındı, fakat çok işlevsel bir cevap alınamadı. Bu süreç içerisinde Jack de gidip büyücü kulesinde birtakım araştırmalar yapmaya başladı. Karşısına çıkan ufak bir fasikül, Mind Flayerlar hakkında kısa bilgiler vermekteydi, fakat devamı yoktu. Ormanlara yönelip elflerle konuşmayı aklından geçirmişti ama yolunu kaybedeceğinden emin olduğu için bir korucu arayışına girdi. İşine yarayacak birini bulamayınca da yolunu tekrar Goralliant’a çevirdi.

Büyücü ve Icemar’ın Goralliant vekili olan Rauden ise günlerini toplantılar ve stratejik kararlar vermekle geçirmekteydi. Artan zamanlarında ya büyüsel anlamda daha donanımlı bir hale gelmeye çalışıyor ya da arkadaşlarının gidişatlarını kontrol etmek için iletişim ayinleri yapıyordu.

Beron, dağlarına geri döndüğünde klanının salonuna gidip klan büyüklerine kafa tutmak bir gaflette bulunup, bunun cezasını ağır bir şekilde ödemiş ve dağlarından sürgün edilmişti. Sonrasında ise eğitim gördüğü tapınağa ufak bir ziyarette bulunarak kutsaliyet ve Pelor’un ışığı altında bir iç hesaplaşma yaşadı. Kendisinde bir şeylerin değiştiğini idrak edebilmişti fakat bunu adlandıramamaktaydı. Burada geçirdiği birkaç saatlik sürecin ardından yolunu Skaelgaard’a, oradan da Goralliant’a çevirecekti.

Jack, konuşulan günden tam bir gün sonra şehre vardı ve Rauden’in yanına gitti. Bu sırada Icemar ve buyruğundaki bütün askerler yola çıkmaya hazırlanıyorlardı. Rauden ve Jack çok zaman kaybetmeden Lord Icemar ile ufak bir konuşma gerçekleştirdiler ve kendisine dikkat etmesi için uyarıda bulundular. Bu, bir süreliğine Icemar ile son konuşmaları olacaktı.

İki gün süren uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra druid de şehre vardı ve Rauden’e geliş haberini iletti. Sonraki gün üçü de toplanıp bir araya geldiler. Korucu hala batıda, orduyla birlikteydi ve yapılacak olan taarruzun bir parçası olmaya da hevesliydi. Rauden’in toplanma çağrısını reddetti.

Cüce ise farklı bir durumla karşılaşmıştı. Uzun yollarca yürüdüğünden bünyesi biraz zayıf düşmüştü ve sonunda Skaelgaard’a vardı. Fakat, burada bir şeylerin değiştiğini sezebilmesi için paladin güçlerine ihtiyacı yoktu. Şehrin üzerine tatsız bir karanlık çökmüştü. Etrafta kara zırhlı askerler bulunmaktaydı ve bu durum beraberinde büyük sıkıntılar getirmiş gibi görünüyordu. Komutan Frederic, bu kara zırhlı adamlardan biri tarafından öldürülmüştü. Kara zırhlılardan biri Beron’la konuştu ve ona içinde bir kıvılcım taşıdığını ve Zarthus‘un bu kıvılcımı ateşleyebileceğini söyledi. Bu konuda ne kadar ısrar etmiş olursa olsun Beron, teklifini reddetti. Ardından cüceyi idam etmek için iki arkadaşını yanına alıp tekrar karşısına geldiklerinde ise içeriye aasimar bir paladin girdi ve keskin sözleriyle adamlara göz dağı vererek onları cüceden uzaklaştırdı. Sonrasında ise cüceye paladinlik yaptığı günleri anımsatacak imgeler gösterecek ufak bir ayin düzenledi. Cüce bunun içinde olduğunu hissetmişti ama o günlere ait anılar, kendisine ait değildi. *_Nephret’in Yazıtları_*nı bulmak, kafasındaki bütün soruları cevaplayacaktı. Ama daha önemlisi, arkadaşlarıyla buluşmalıydı. Bu yüzden de üzerindeki paralarla birlikte bir at edinip zor da olsa şehirden çıktı ve Goralliant’a doğru neredeyse hiç mola vermeden koşturdu.

Bu sırada Batı Taarruzu’nun ilk adımı; Lord Icemar, Efendi Torgar ve Sir Jonathan tarafından başlamıştı. Büyük ordu var gücüyle şehre doğru koştururken karanlık gökyüzünde hafif morumsu ve grimsi bir duman belirdi, ardından bu duman bir ejderhaya dönüştü. Ejderha, sadece burnundan ve ağzından üflediği dumanla etrafı darmadağın etti ve korucu hayatının en korkunç ve ölümcül anlarını geçirdi. Bir süre baygın kaldıktan sonra ceset yığınları arasından geçerek şehrin ortasındaki savaşa doğru ilerleyip ejderhaya bir ok sapladı. Ancak o esnada fark etmediği bir şey vardı, gölgelerden oluşan siluetler kendisini görmüş ve saldırıya geçmişlerdi. Gölgelerden biri de oldukça tanıdıktı: Bu kişi korucunun ta kendisiydi. Var gücüyle kaçma kararını alması yerinde olmuştu, çünkü biraz daha bekleseydi kesinlikle ölecekti. Var gücüyle şehre geri koştu ve yol üzerinde Beron’u gördü gördü. Cüce, korucuyu atının arkasına aldı ve hızlı bir şekilde şehirden içeriye girdiler. Şehir oldukça boş görünüyordu.

Gün içerisinde Rauden konseyden çağrıldı ve yeni bir duyuru ve uyarı ile karşılaştıkları bildirildi. Skaelgaard şehri Zarthus müritleri tarafından ele geçirilmişti ve artık şehrin adının Zartharum olduğu duyurulmuştu. Yeni ismin tanınması ve üst olarak kabul edilmesi talebi konseyi o kadar sinirlendirdi ki bir gece baskınıyla onlara hadlerinin bildirilmesi gerektiğine karar verildi.

Ekip bir araya gelip gece vakti konseyle birlikte ani bir saldırıyla Zartharum’un önemli sayıda askerini öldürdüler ve şehre geri döndüler.

Comments

lowan

I'm sorry, but we no longer support this web browser. Please upgrade your browser or install Chrome or Firefox to enjoy the full functionality of this site.