NecroSphere

Alter'in Güncesi 2 - Yolculuk

İçinde yüzmek istemeyeceğin bir okyanus.

Demirci Udun, ilginç bir adam. Yaptığı silahları kullanmayı bildiği her halinden beliydi. Eşiyle birlikte, kurtarabildikleri kadar insanı kurtarmış, dükkanın altındaki mahzende barındırıyorlardı. Demircide güzel dinlendik, kendimizi toparladık, Udun’a bir kaç sipariş verdik çıkmadan evvel. Benim için silver crossbow boltları, Gron için savaş çekicine işlemeler… Bellina kendine bir kalkan bir de longsword aldı, Xarmus’la ben zırhlarımızı değiştirdik.

Çıkmaya hazırlandığımız vakit, savaş borusu duyduk dışarıdan. Udun’un kapadığı pencerelerden birinin desteklerini söküp dışarı çıktık bellina ile birlikte, ve bize doğru yaklaşan atlı birliğindeki insanlarla tanıştık: Sir Escariel ve onun bertaraf ekibi.

Sir escariel, ölüm tanrısı wee jas’ın bi cleric’i. 13-14 kişilik ekibi ile birlikte şehirdeki undeadleri temizlemek için gelmişler. Onlarla yolumuzu ayırdıktan sonra, xarmus’u çıkardığımız revirin son halina bi göz atıp süratle askeriyeye ilerledik.

Askerlere durumu anlatıp, şehir hakkında kritik bilgiler verdik. Bu aşamada yanımızda bellina olmasaydı ordunun hali çok daha kötüydü. Bellina, komutanın haber alamadığı bölüklerle iletişim kurmasını ve diğer şehirlerin komutanları ile konuşup yardım isteyebilmesini sağladı. Bu yardım çağrıları sonuç bulacak mı? ilerde göreceğiz.

Şehrin dev haritasının üzerinde bir plan oluşturduk. Bu plana göre askerler, kale dışındaki bütün orduyu destek için kale içine alacak, bu askerlerle birlikte şehirde bir barikat oluşturup sisin dağıldığı alanları güvenli bölgeye çevirecekti. Biz de bu süreç içerisinde aldığımız araştırma görevini tamamlamayı planlıyorduk.

ertesi gün, kahvaltıları yapıp yola koyulduk. yanımızdaki bir bölük askerle birlikte şehirden çıktık, kale dışındaki askerlere yeni görevlerini ilettik, onlar bütün dağınık birlikleri kale içine toplamak için yola çıkarken biz de dağlara dolu ilerlemeye başladık. yol üzerinde 4-5 çadırlık bir kampa rastladık, etrafından dolaştık. Artık hiçbir şeye güvenemiyorum takım arkadaşlarımdan başka.

Çadırların etrafından, ormanlık alanların dış tarafından ilerleyerek devam ettik yola. Yol üzerinde ormanlık alanın içlerinde parıltılı ışıklar dikkatini çekti druidin. Fey kökenli yaratıklara ait olduğunu düşündüğü o şeylere yaklaşmak istemedik, gerekirse yolu uzatmaya, ama güvenli hareket etmeye çalıştık elimizden geldiğince. Bir müddet sonra hem biraz ısınmak, hem de bir şeyler atıştırmak için mola verip ufak bir ateş yaktığımızda, druid takip edildiğimizi söyledi. Biz daha orda ne olduğunu yeni yeni anlamaya başlarken bellina yayını gerdi, tek bir okla yok etti gördüğümüz bakır renkli kuzgunu.

Yola devam ettik, neredeyse bütün günümüz yolda geçmişti. Dinlenmek için bir göl kenarına çadır kurduk. Gece uykumdan köpek sesleriyle uyandım. Bellina, nöbet tuttuğu yerden bizim çadıra uyarılarda bulunuyodu. Uyku sersemi, sessiz bi çekilde çadırdan çıkmaya çalıştım. Sonrasında sesin pek de önemli olmadığını farkettim. Buz gibi bir soğuk, sert bir fırtına çarptı yüzüme. Uykuyu açmak için yeterliydi. Hızla arkadaşlarımın yanına gittim. Bir tepenin zirvesine yatmış, karşıdan geçen kalabalık bi undead hordasını izliyorlardı. Yaratıklar çok yakınımızdan geçtikleri halde istiflerini hiç bozmadılar. İki tanesi hariç…

Üstümüze saldıran yaratıkları parçaladıktan sonra çadıra döndüm dinlenip yaralarımı sarabilmek için. Sonradan yanımıza gelen Gron ve Bellina’nın söylediklerine göre yaratıklar tekrar ayaklanmış. Kafataslarını parçalamadıkça da ayaklanmaya devam ediyorlarmış. O gece daha fazla konuşmadık.

Ertesi sabah tekrar yola çıktık. Artık dağların sınırındaydık. Dağların sardığı geniş ovanın ortasındaki kalabalığı daha iyi görebilmek için bir tepeye tırmandık. Gördüğümüz manzara kan dondurucuydu. Ovanın ortasında undeadlerden oluşan bir okyanus vardı. Dev bir çemberin içini doldurmuş on binlerce undead, hiçbir şey yapmadan bekliyordu. çemberin merkezinde bir açıklık, o açıklıkta da bir hareketlilik vardı ama net göremiyorduk neler olduğunu. Dağların etrafında üç tane mağara keşfettik. Bunlardan en merkezdeki, aynı zamanda bie balkonu olan mağaranın Nerkoose için bir sığınak olabileceğini düşünük. Gron bizim için bir rota çizdi ve undeadlerin nispeten yakınından koşmaya başladık ilk mağaraya doğru.

Tırmanış çok zorlu olmadı. Mağaraya vardık, bir ateş yaktık, bu satırları o ateşin başında yazıyorum. Soğuk iklim pek bana göre değil, soğukta ellerim titriyor, sesim titriyor. Büyülerimi yaparken zorlanıyorum. Fırtınalı havalarda söylediğim hiçbir şey anlaşılmıyor. Derin rüzgarların arasında sadece kılıcıma ve oklarıma güvenebiliyorum ki savaşmak benim en iyi yaptığım şey değil.

Ben bu satırları yazarken, Bellina çıkıp geldi yanımıza. Mağarada tuzaklara rastlamış. Bir de Xarmus boş duvarlara bakıp notlar alıyormuş büyük bir iştahla. “Ne yaptığını anlamadım” dedi.

Her şeyin bir zamanı var. Önce dinlenmemiz gerek.

Comments

yetkinyasinn

I'm sorry, but we no longer support this web browser. Please upgrade your browser or install Chrome or Firefox to enjoy the full functionality of this site.