NecroSphere

Kuzey Kışı

Ekipmanın Olduğu Dağa Giriş

Sandığım gitmişti ve sanırım bunun için yapabilecek hiçbir şey yoktu. Gerçi ruhbanımızın bir fikri vardı ama pek işe yarayacak gibi durmuyordu. Kağıt parçaları üzerine bilmeceler yazarak askeriyeye giden tüm yolları döşedi ve yaşlı adamın ona gelmesini bekledi. Bu sırada ben de konsey ile boyut yolculuğu kolyesini modifiye edip edemeyeceğimizi konuştum ve ne yazık ki aklımızdaki gibi kolyeyi manipüle edemeyeceğimizi öğrendim. Eğer boyut değiştireceksek risk almak zorundaydık. Zaten bu kadar yol geldikten sonra olayların kolay geçmesini beklemediğimiz için çok da şaşırmadık.

Yola çıkmadan önce biraz vaktimiz vardı ve bunu yeni asamı geliştirecek olan büyüye çalışarak değerlendirmeyi düşündüm. Kütüphaneye gittiğimde tam kapısında Ranger Arahad ile karşılaştım. Medeniyetten uzak olan bu adamı burda görmek tabi ki de garip gelmişti ama buna şaşıracak vakit bulamadım bile. Cam kırılması sesleri ardından fare tipli, ceplerinde kocaman parşömenler taşıyan üç kişi sokaktaki askerleri üstün bir büyü ile kızarttı. Bunca zamandır savaşmaktan gelen reflesklerimiz ile hemen o tarafa döndük ve elimizden gelen herşeyi üzerlerine fırlattık. Onlardan da karşılık geldi ama bizler saldırılarımızı akıllıca kullanarak önümüzdeki hırsız fareleri ağır yaralıyorduk. Heralde yenileceklerini anladılar ve göz açıp kapayıncaya kadar ufak bir portal açıp kendilerini ışınlayarak kaçtılar. Geldiğimizden beri ikinci hırsızlık olayını görmemiz ve her iki durumda da hiçbir şey yapamamış olmamız açıkçası beni içten içe sinirlendirmişti ama önümde daha uzun bir yol vardı ve bu tarz olaylara takılmam demek zaman kaybetmem demekti. Kütüphaneye dönüp yaşlı adamı uyardım ve arşivleri kontrol ettirmeye başladım. Anlaşılan şehrin kurulduğu zamanlara dayanan birkaç önemli parşömen çalınmıştı. Kafamı işime odakladım ve Magic Weapon büyüsü parşömenine çalıştım. Arşivdeki son parşömene denk gelmiş olmam ve kütüphane soyulduktan sonra sanki fırsatçılık yapıyormuş gibi görünmemek adına büyüye çalıştıktan sonra yerine yeni hazırladığım iki tanesini koydum.

Akşam kütüphanede işlerim bittikten sonra tavernaya döndüm ve gördüm ki kimse hazır değil. Syndhil önemli bir toplantıdaymış ve yarın binekler yollayıp daha sonra bizi yolda yakalayacakmış. Beron TARK ve Arahad ise ortağı olduğum handa üretilen yeni içkiyi denemişler ve korkuları ile yüzleşmişler. 5 bardak içen Beron zaten yataktan kalkamaz haldeydi ve Arahadın yüzünde de belli belirsiz bir tedirginlik vardı. Ruhbanımız ise, heralde deneyimsizliğinden olsa gerek, uzun sürecek olan büyülü malzeme yaratma işine kalkışmış. Yapacak bir şey kalmayınca bende aşağı inip aynı içkiden söyledim ama güzel tadı haricinde çok da bir etkisini görmedim. Sabah olduğunda druid’e bir mesaj gönderdim ve bineklerin ne zaman geleceğini sordum. Gün içinde gelmiş olurlar cevabı çok da yardımcı olmamıştı ama en azından bugün yola çıkacaktık. Zaman geçirmek adına Arahad’ın dün bütün parasını işine yaramayacak büyü malzemelerine harcadığı dükkanı gezmeye karar verdim. Kabul etmeliyim ki güzel bir dükkandı. Dostça karşılandık ve dükkanın sahibi olan gnome’dan hediye olarak büyükçe bir şans taşı aldım. Yeni asama taşı ekledim ve kuzeyden herhangi bir şey isteyip istemediğini sordum. Kuzeyde nadir yetişen Ejderağzı bitkisinden istedi ve ben de bulabilirsem kendisine getireceğimi belirttim. Bu sırada da gnome’ların kendi aralarında kullandıkları haberleşme sistemi olan "gazete"yi de tanımış olduk. Son dönemlerde olan önemli olayları içeriyordu ama hepsini okuyacak vaktım yoktu. Oymacıya gidip kendisinden büyü saklayabileceğim bir değnek sipariş ettim ve hemen işe koyulmaya başladılar. Dönüş yolunda Arahadla sohbet ederken öğrendim ki çift başlı geyiği öldürdüğü için druidler verdikleri büyülü güçleri ondan geri almışlar. Güçlerini geri alması için kuzey çölündeki büyük soluncanın kalbini getirmesi gerekiyormuş. Zaten kuzeydeki çöl sınırının dağlarına gidiyor olduğumuz için o tarafa doğru da gideriz diye düşündüm. Tavernaya geri döndüğümde ruhban’ın da içkiden kafa olup ağzından çıkan kelimeleri tamamlayamadan konuşmaya çalışmasına tanık oldum. Bir süre sonra kitlenip kalınca hancıdan yardım istedik ve bir çeşit ayıltıcı sıvıyı ağzına döküp ruhbanı kendine getirdi. Heralde içkiden fazla etkilenmiş olacak, içinde zehir aramalarına girdi ve ‘süpriz süpriz’ kafa yapıcı zehirler buldu. Bizlerin bu duruma onun kadar aşırı tepki vermemesinden dolayı gene olay yapmak üzereydi ki bineklerimiz geldiğini gördük. Havada iki tane kocaman Griffin uçuyordu. Meydana doğru harekete geçtik ve onlar da bizi görmüş olacaklar ki inişe geçip önümüze geldiler. Bir süre hayvanlarla nasıl iletişim kuracağımız çözmeye çalıştık ve Beron’un elini kaptırması ardından druid’e tekrar mesaj atarak nasıl iletişim kuracağımız ve süreceğimiz ile ilgili bilgileri aldım. Herkes eşyalarını topladı ve bende bitmiş olan değneğimi aldım. Meydanda buluştuk ve Griffin’lerin sırtına atlayıp insanların şaşkın bakışlarını ardımızda bırakarak kuzeye uçmaya başladık.

İlk günümüz sınırdan çıkana kadar sıkıntısız geçti. Uçan bineklerimiz sayesinde hızla ilerliyorduk ve daha gün batmadan sınırı geçmiştik bile. Bineklerimizle nasıl anlaşacağımıza alışmaya başlıyorduk ki hava hızlı bir şekilde bozmaya başladı. Güçlü rüzgarlar ve soğuk hava birleşince hem bizler hem de Griffinler zorlanmaya başladı ve mecburi iniş yapmak zorunda kaldık. İniş mecburi olduğu için ineceğimiz yeri pek de seçememiştik ve bir dağın gövdesindeki çıkıntılardan birine inmiştik. Griffinler hemen buldukları mağranın içine sığındılar ve ısınmak için üst üste yattılar. Bizler de hayvanların önüne bir ateş yakalım dedik ama ormanlığa ulaşmak için fazla yukardaydık ve etrafımızda da kaya ve topraktan başka birşey yoktu. Ayrıca arkamızda uzanan bir koridor vardı ve içinden ne geleceği belli değildi. Griffinlerin üstünü battaniyeyle örttükten sonra içeriyi araştırmaya karar verdik. Beron’un şöyle bir göz gezdirmesiyle mağranın ilerde çatallandığını ve birinin yukarı birinin aşağı gittiğini öğrendik. Bİr süre aşağı gittik ve anladık ki daha çok yolumuz var. Geri dönüp üst kata çıkmaya başladık ve yüzümüze çarpan soğuk esintiden bir şeylerin yerinde olmadığını düşündük. Biraz ileride koridorun duvarından yana açılan bir kapı vardı. Arahad inceledikten sonra oranın aslında doğal bir balkona açıldığını ve ahtapot kılıklı bir kadın ve beyaz böceklerin bir çeşit büyü yapmaya çalıştıklarını gördük. Havadaki soğuğun bu kadar keskin olma sebebi galiba burada yapılan ritüel’di ve eğer yolumuza rahat bir şekilde devam etmek istiyorsak buraya müdahele etmeliydik. Arahad tuzaklar hazırladı ve bizler de savaş konumlarıma yerleştik. Tam büyünün son adımlarına doğru araya soktuğum Counterspell ile büyüyü biraz bozmuştum ama karşılığında yığınla kızgın yaratık bize dönmüştü. Bizler daha hamle yapamadan buzdan iki kat duvar çekerek girişi kitlediler ve bizler de duvara öylece bakakaldık. Duvarı parçalamayı düşündük ama duvarın etkisi altında kalan Beron ve Ruhban’ın aldıkları hasardan yola çıkarak buzu kırmamızın bizim yararımıza olmayacağı kanaatine vardık. Mecburen bineklerimizin yanına döndük ve bir baktık ki önlerinde bir ateş yanıyor. Dışarıda ise bir silüet arkası bize dönük dışarıyı izliyor. Yanına gidip baktığımda silüetin bizim Druidden başkası olmadığını gördüm. Kısa bir selamlaşmadan sonra yola çıkıp çıkmama kararı vermemiz gerekiyordu. Müdahelemizden dolayı hava biraz da olsa yumuşamıştı ve fırsatı değerlendirip burdan olabildiğince uzaklaşmaya karar verdik. Kuzeye doğru uçarken dağı geride bırakmak üzereydik ki oradaki yaratıkların yeni ritüeli tamamlamısının sonuçlarını gördük. Havada kocaman bir yarık açıldı ve içinden bir çift kanat ve ardından yarısına kadar bir buz ejderi çıktı. Havaya üflediği nefesi ile mevsim normallerinin ötesinde bir soğuğa sebep oldu ve havadan önce lapa lapa sonra yumruk kadar kar yağmaya başladı. Geceyi geçirmek için etrafta yer ararken ilerinden yükselen dumanları gördük ve az daha dayanıp oraya inmemizin daha mantıklı olacağını düşündük. Yaklaştığımızda burasının ufak bir yerleşke olduğunu fark ettik. griffonlar ile indik ve bizi dark elf bir ranger karşıladı. dünya bu halde iken sanırım bazı durumlar istisna edilebilir diye düşündük ama bir şüphe hep vardı aklımızda. Ranger bizi hanımına götürdü ve takdim etti. Biz bildiklerimizi anlattıktan sonra bizi tutsak etmeye etmeye çalıştı ve bizde karşılık verdik, sayıca üstündüler. Beron direkt olarak kadın drowa yöneldi ve yılanın kafasını ezmeye çalıştı ama başarılı olamadı. Ruhban ‘ın elinde olan kalkanın laneti yüzünden tüm oklar ruhbana gitmiş ve daha savaşın başında yere düşmüştü. takım bir bir düşmekteydi. en başından beri içeri girmeyen druid ise sesleri duyamıyordu. Ben hemen görünmez olup dışarı çıktım ve druide haber verdim. Bu sırada Arahad içeride tek kalmış ve etrafı sarılmıştı. Artık an meselesi idi. tam bu sırada Druid içeri girmiş ve en başından beri ruhban’ın yapması gereken sunlight büyüsünü yapmıştı. Drowlar artık kötü durumdaydı. Yerde kalan dostları hemen stabil hale getirip. Grifonlarla oradan uzaklaştık. Arkamızdan halen bize saldırmaya devam ediyorlardı. Hemen yükselip yolumuza devam ettik ama çok fazla değil 2-3 saat sonra bir köy gördük. Druid hemen iniş yaptı ve çadırlardan bir tanesine gitti. Sanırım tanıdığı kimselerdi deyip devam ettik. Halbuki kimseyi tanımıyormuş, kötü bir şey olsaydı çıkıp kaçacakmış. Neyse burada yedik içtik. Şefle konuştuk. Şef bana özel bir taş gösterdi. içinde bir bulmaca olan, bu bilmece ile gördüğüm görü çok korkunçtu. daha sonra takım arkadaşlarıma bilmeceyi söyledim ve hep birlikte cevabı bulduk. Şeften taşı istedik ama kendisinde kalmasının daha iyi olacağını söyledi. Beron durumu anlatmaya çalışmış olsa da biz hemen onu susturmaya çalıştık ve yolumuza devam ettik. İne çıka yol almaya devam ettik. Artık ileride bir şehir gözükmeye başladı. tabi ki biz bu yolu yerden yapmak zorunda kalmıştık çünkü kar ve fırtına bizi uçmaktan alı koyuyordu. şehre yaklaşınca bize doğru koşan canlı formları gördük tipi yüzünden fark edemediğimiz formlar ise atlı adamlardı. şehre girdik ve içeride bir sürü ırk olduğunu gördük. Rauden hemen kuşlar için bir giysi bulmaya gitti. Bulamayınca yaptırmaya başladı. Beron Pelor tapınağına gitti ve yaşadıkları ile ilgili sorular sorup cevaplar aradı. Ruhban ve Druid handa içtiler. Ve Arahad tamamen sebebsiz yere Zarthus tapınağına girip oradan bilgi almak istedi. TAbi ki de dışarı çıkardılar. Hanın yolunu tuttuğunda ise fark ettiği şey peşinde olan Half-orc olmuştu. daha sonra hana gelmiş ve bize yanıma gelmeyin işareti yapmıştı. Orc içeri girmiş ve bir masaya oturmuştu. Oturduğu masada ise bir tane dragonborn, bir tane insan ve iki tane elf vardı. Bunu masaya çağırdılar ve edepsizliği yüzünden dragonborn bunun yüzüne asit attı. Biz bekledik çünkü yaptığı hareketlerin sonucu bunu hak etmişti. Revirden sonra tekrar hana döndük ve Arahad tekrar aynı masaya salça oldu. Zar zor onu oradan aldık ve masadan özür dileyerek yerimize geçtik. Grifonların giysisi hazır olmuştu. bu sırada Arahad ile bağlantı kuramıyorduk. Yine aynı adamlara gidip kendini öldürdüğünü düşünmeye başlamıştık yaptığım başvuru üzerine bir araştırma yapılmış ve Arahad’ın şehri terk ettiği sonucuna varılmıştı. O sırada bir soytarı içeri girdi ve şarkılar söylemeye başladı. Şarkısı Rauden’in adını içeriyordu. Bir süre sonra onu yanımıza çağırdık ve nereden tanıdığını sorduk. Odaya götürüp ruhban’ın yaptığı doğruluk alanı büyüsüne maruz bırakmaya çalıştık ama Ruhbanın tam olarak bir uzmanlık alanı olmadığı için Bard hemen bu büyüden kurtuldu ve sorduğumuz sorular kendi iradesi ile büyüye yakalaması sonucunda etkili oldu. tam olarak güvenmesek bile yanımıza aldık. yola koyulduk ve zorunlu inişlerden bir tanesini daha yapmak zorunda kaldık. Beron taşa baktı ve ekipmanın olduğu mağaranın hemen önlerindeki dağın altında olduğunu gördü. dağın tepesindeki mağaraya iniş yaptılar ve dinlendikten sonra ekipman için hareket etmeye karar verdiler.

Comments

Grookh

I'm sorry, but we no longer support this web browser. Please upgrade your browser or install Chrome or Firefox to enjoy the full functionality of this site.