NecroSphere

Çok Göz İki Gözden Üstündür

Ekipmanın Olduğu Dağda Sıçış

Grupta ki herkes hazırlığını bitirdikten sonra mağaranın içlerine doğru yolculuğumuza başladık. Daha çok az bir yol almıştık ki ortasında bir tür ayinin yapıldığı bir açıklığa geldik. Üst üste yığılan kurukafalardan ve etrafta yanan mavi ateşlerden anlaşılıyordu zaten ama Büyücü Bey Rauden’in de teminiyle emin olduk ki büyü halen devam etmekte olan bir büyüydü.

Önce ruhbanımız yanında taşıdığı efsunlardan biriyle büyüyü etkisiz hale getirmeye çalıştı ancak pek başarılı olamadı. Sonrasında Büyücü Bey büyünün bir kısmını etkisiz hale getirebildi ancak anladığımız kadarıyla büyü katmanlardan oluşuyordu. Burada daha fazla oyalanmamaya karar verip içeriye doğru devam ettik.

Bir süre sonra önümüze bir yol ayrımı çıktı ve biz soldan gitmeye karar verdik. İçinde bir sürü titreyen kristallerin olduğu bir açıklıktan geçtikten sonra önümüze çıkan bir yol ayrımından dağa sağa gittik. Tabi ki bu yol ayrımının sonunda dev kemikten yılanlarla dövüşmek zorunda kaldık. Bu yılanları yendikten sonra Büyücümüzün bizi temin ettiği şekilde koruyucu bir dev yılanla konuşmak zorunda kaldık. Bize pek yardımcı şekilde davranmasa da en azından bizi öldürmedi ve üstelik bir kaç şişe de iyileştirici iksir verdi. Bu yoldan geriye dönüp titreyen kristallerden sola döndüğümüzde üstümüze gölgeler ve hemen arkasından küçük buz yaratıkları saldırdı. Hatırladınız mı titreyen kristalleri? Ha, işte onlar aslında bir tür yumurtaymış… Neyse bu yolun sonunda da kilitli bir kapı bulduk. Druid efendi gidip kapıyı çalmak gibi ilginç bir harekette bulundu. Neyse ki cevap olarak üstümüze oklar yağmadı. Fakat ekipmanın bu yönde olmadığı çok açıktı. Biraz daha kristaller yaratıklarla savaşıp bir odayı tamamen çökertip altından kazıp çıktıktan sonra başladığımız açıklığa geri dönmüştük.

Bu sefer yolumuza sağdan devam ettik ve çok bir yol gitmedikten sonra yine aynı kapılardan birisiyle karşılaştık. Fakat bu sefer kararlıydık bu kapıdan geçmeye. Cüce efendi eline aldığı aletleri ile kapıyı kirişlerinden söküp devirdi. Büyücü Bey’de gücünü kullanarak kapıyı kenara çekti. Karşımıza hem yukarı hemde aşağıya spiral bir merdiven çıktı. Tabii ki öncü olarak aşağıya ben yollandım. Kesinlikle aşağıda tehlikeli birşey olmasına karşın elinde ud olan insan inip bakmalı… Neyse cesur bir maceraperest olduğum için aşağıya doğru olan yolculuğuma başladım. Bu yolculuk neredeyse zıpkınlar tarafından delinmemle son buluyordu. 10 dakikalık inişim içinde farkettim ki merdivenler daha çok aşağıya iniyor ve her yer tuzak dolu. Geri yukarıya çıkıp bu durumu bildirdim. Geceyi(sanırım artık öyle bir kavram da yok) merdivenlerin önünde kamp kurup geçirmeye karar verdik. Neyse sabah olduğunda da birde yukarı bakmaya karar verdik. Tahmin edin kim yollandı? Evet doğru bildiniz, maceraperest ruhum ve elimde udumla tekrar merdivenlerde buldum kendimi. Yukarıya doğru olan yolculuğumda çok sürmedi. Çünkü önümde ki taşlardan birisi üstünde benimle beraber sonsuz bir çukura düşmeye başladığında henüz 10 dakikalık bir yol katetmiştim. Neyse çevik ve zeki bir maceraperest olduğum için bu tuzaktan kurtulup arkadaşlarımın yanına geri döndüm. Aşağıya topluca inmeye karar verdik.

Tahmin edin önde ki kişi kimdi? Evet tabiki cesur kahramanınız öndeydi. 8 saatlik çok uzun bir iniş gerçekleştirdik. Yol boyunca grubu pek çok tuzaktan kurtarmayı başardım ancak benim de çevikliğim ve zekam bir yere kadar olduğu için malesef bir iki tuzaktan etkilendik. Fakat sonuç olarak en aşağıya sağlam denilebilecek bir şekilde ulaşmıştık.

Aşağıya indiğimizde kendimizi içerisinde pek çok heykel bulunan bir koridorda bulduk. Tabi zeki maceraperest kahramanınızın bunların heykel değilde taşlaşmış insanlar olduğunu anlaması çok uzun sürmedi. Bu farkındalığın ışığında yolumuza biraz daha temkinli bir şekilde devam ettik. Ve evet işte karşımızda duruyordu. Zırhın göğüs parçası! Tabi arkasında da devasa bir küre ve etrafımızda taşlanmış insanlar vardı. Cüce efendi ve Büyücü Bey zırha yaklaştıklarında küre bir çok gözü olan dev bir yaratığa dönüştü. Aralarında bende katıldım ve yaratığın buranın koruyucusu olduğunu ve Lord Icemar’ın kendisi gelmeden zırhı teslim edemeyeceğini öğredim. E çok gözlü yaratıkta kendi çapında haklıydı bence. Zırhı ve yaratığı kendi haline bırakıp burdan çıkmaya ve sonra Lord Icemar’ı bilgilendirmeye karar verdik. Tam çıkışa doğru gidiyorduk ki taşlardan 6-7 tanesi canlanıp önümüzü kapattılar. Halledemeyeceğimiz birşey değildi fakat dövüşümüzün ortasında Druid efendi zırhı çalmaya çalıştığında işler çok karıştı. Çok gözlü yaratığın üstümüze çeşitli büyüler fırlatmaya başlaması pekte uzun sürmedi. Tabi ki maceraperest kahramanınız ve yazarınız çok cesur bir şekilde savaştı ancak arkamdan yediğim çok acı bir darbeyle yere yığıldım. Burdan sonrasını ben bilmiyorum çünkü anlatılana göre ölmüşüm… Başka bir büyücü mağaranın içine ışınlanıp bizi(bizden geriye kalanları) kurtarmış, zırh parçasını yanına almış ve başka bir yere ışınlamış. Sonrasında büyü gücünü kullanarak beni ve Cüce efendiyi ki kendisi benden çok daha kötü bir durumdaymış, ben en azından toza dönüşmemiştim, hayata geri döndürdü. Eh tabi benim gibi maceraperest gözüpek bir yazarın/şairin/sanatçının ölümü kolay olmaz!

Kendime geldiğimde Lord Icemar’ın sırtından kanatlar çıkmıştı, bu zırhın özelliğiymiş. Cüce efendiyi de tozlarından eski haline getirmişlerdi, heralde artık anka kuşlarının nasıl hissettiğini en iyi o anlar. Neyse ışınlandığımız yere biraz göz gezdirdiğimde anladım ki burası küçüklüğümde sokaklarında ud çaldığım, barlarında keskin dilimi ve zekamı kullanarak bir çok kızı koynuma aldığım, ekmeğini yediğim ve yedirdiğim Braton şehrinden başka bir yer değildi! Tabi şimdi baya bir değişmiş, yerle bir olmuştu. Buradan sonra yola devam ettik ve Lord Icemar’ın harab olmuş kalesine ulaştık. Lord Icemar bizden önce gelip burayı düşmanlardan temizlemişti. Bizi aşağıya özel mahzenine indirdi. Şimdi söylediklerime inanın dostlarım! Hayatımda böyle bir hazine topluluğu görmedim, değerli taşlardan altın yığınlarına, büyülü eşyalardan nadir bulunan sanat eserlerine burası inanılmaz görkemli bir odaydı! Lord Icemar bütün gruba yeni ekipmanlar hediye etti. Bana da bir iki zırh silah falan verdi ancak öyle bir ud verdi ki! Maceraperest kahramanınızın artık çok daha iyi akord edilmiş bir udu var.

Şuan ben bunları kayda geçirirken grupta ki diğer herkeste son hazırlıklarını tamamlıyor. Çünkü buradan Goralliant’ta gideceğiz ve ordan da elemental plane’e geçiş yapıp son parçayı alacağız. Meraklanmayım dostlarım, maceraperest kahramanınız yazdığı son yazı bu olmayacak…

Comments

BiaThemis

I'm sorry, but we no longer support this web browser. Please upgrade your browser or install Chrome or Firefox to enjoy the full functionality of this site.